|
Türk siyasetinin bilge bilim adamı Prof. Dr. Erdal İnönü’yü uğurladık. Siyasetin kalıbına sığmayan, boyu siyasete
uzun gelen, uluslar arası bir bilim adamı idi. Ama ne yazık ki bizim
toplumumuz Prof. Dr. Erdal İnönü’nün kıymetini bilmedi. Tıpkı Prof. Dr.
Oktay Sinanoğlu’nu da tanımadığı gibi. Oysa açacak bir bacakları,
bellerinde
silahları, laf atacak bir magazin programları olsa idi onu
da tanırlardı. Hem bu kadar feodal, ataerkil, yerel bir toplum olup hem
de kendi içinden çıkan bilimsel değerler yerine devşirme kültürlerin
ürününe sarılan başka bir toplum var mı acaba?
Bana, “12 Eylül faşist cuntasının iyi yönü var
mı?” diye sorsanız, “Sadece Erdal İnönü” derim. 17 yaşındaki çocukları
asan, tutuklulara kanalizasyon pisliği yediren, yurttaşının üzerinden
dozer geçirten, halkı sindiren, ezen, gelecek kuşakları düşünmeyen,
sorgulamayan, eleştirmeyen, sadece kendisine verilenle yetinen,
hamburgerci, pop düşkünü bir toplum haline getiren, ABD’nin “our boys –
Bizim Çocukları Netekim Paşa ve diğer Amerikalı cuntanın tek olumlu
eseri Prof. Dr. Erdal İnönü gibi bir bilgeyi siyasete kazandırmak oldu.
Alışılmış siyasetçi izleniminin dışında çantasını kendi taşıyan,
şemsiyesini kendi tutan, taksiye binen, sinemaya giden, evinden çıkıp
sokaklarda dolaşan bir yurdum insanı idi Sn. İnönü. Ne kibirliydi ne de
ben merkezci. Zaten bu özelliği değimliydi siyaseti bırakmasını
sağlayan. Bir gün çıkıp, -üstelik hükümet olduğu bir dönemde – “Ben
Kurultayda aday olmayacağım. Artık başka arkadaşlar gelsin” diyebilmiş
bir bilge idi. Siyasetten kendi arzusu ile çekilmenin erdemini de
göstermişti.
İlginçtir, sokaktaki yurttaş partilerdeki lider
sultasından yakınır, hırsızlıktan, yolsuzluktan yakınır, net bir
biçimde ABD karşıtıdır ama gider oyunu –tezat arz eder bir biçimde –
savunduğunun karşıtı olan partilere verir. Toplum, siyasetin tepesinde
iken bırakmayı bir erdem olarak gören Erdal İnönü’yü ölünce sevdi.
Tıpkı Bülent Ecevit gibi. Korkarım yarın aynısını Necmettin Erbakan’a
da yaparlar. Sağlığında her fırsatta yerin dibine sokan boyalı basın,
onların yönlendirdiği sokaktaki yurttaş, adamlar Hakka Yürüdüğünde “Ya
ne iyi adamdı. Şöyle yapmıştı, böyle demişti” diye bağırır da dururlar.
Bir de 90’ların başında izlediğimiz bu liderler bana biraz daha samimi,
sıcak geliyor. Televizyonda plastik kuklaları yapılırdı, halka iç
içeydiler. Şimdikiler mi? “Hadi ulan ananı da al git!”
Prof. Dr. Erdal İnönü’ye bir oy vermemiş, onu her
fırsatta eleştirmiş, onun sosyal devlet tasarımlarına karşı çıkmış olan
güruh, öldüğünde siyah manşetler attı. Bir ülkenin basını bu kadar
dönüşken – dönek olur da, o basına parası ile destek olan halka ne
oluyor?
Prof. Dr. İnönü, tüm öğrenimini devlet okullarında
yaptı. Özel okul nedir, görmedi. Ayrıcalık nedir, bilmedi. Tüm öğrenimi
boyunca sıradan bir yurttaş gibi oldu. Fizik alanında Dünyanın sayılı
bilim adamlarından biriydi. Hala, onun bulduğu kimi denklemler batı
üniversitelerinde okutuluyor. Böylesine dolu bir bilim adamı iken
–şartlarında zorlaması ile – siyasete girmek zorunda kaldı. Siyaseti de
bilimsel yaptı. Herkesi dinledi, herkesle konuştu. Hiçbir yurttaş ile
“Analı, Ulanlı” konuşmadı. Kendisine yumurta, domates atan üniversiteli
gençleri, “Bunlarda güzel. Demek ki demokrasi oturmuş. Gençler
kendilerinde tepki gösterme hakkını buluyorlar. Bu da çok verimli” diye
olağan karşıladı. Kimseye bağırmadı, çağırmadı. Ama yeterince sevilmedi
de. Ya da sevildi ama insanlar ona –anlamsız bir biçimde – oy vermeyi
uygun görmediler. Sonrada arkasından ağladılar.
Bilinçli, bilimin hizmetinde bir bilim emekçisi,
dürüst onurlu bir siyasetçi… Benim küçüklüğümde köydeki evimizde
duvarlarda resmi aslı bir bilge kişilik Prof. Dr. Erdal İnönü. Nur
içinde yat. Yüce yaradan mekânını cennet, taksiratını affetsin. Kim
bilir şimdi Newton’la ne de hoş sohbetlerin vardır? Sahi Sırat
Köprüsü’nden sen geçerken neden yer çekimi olmadı da karşıya geçtin?
Bir Kıssa: Rahmetli İnönü bir gün Beşiktaş’ta bir
taksiye binmiş. Taksici, “Ne kadar da Erdal İnönü’ye benziyorsunuz?”
demiş. “Benim” yanıtını alınca önce şaşırmış sonra da, “Harbiye,
Elmadağ civarında da bir kişi var. Elleri cebinde caddede yürüyor. O da
çok benziyor.” demiş. Bilge İnönü, “O da benim” demiş.
Taksiye binen, çantasını kendi taşıyan, sıradan, sade bir yurttaş. Nur içinde yat!
Murat KANTEKİN
|
Yorumla
2008-03-0120:14:19 Erdal İnönü için düşünülenleri, Ecevit için düşünüleceğini sanmıyorum?Daha unutmadık 2001 krizini?