|
Başbakan Recep Tayip Erdoğan inanılmaz şekilde gergin. Gözleri öfke saçıyor, konuşurken damarları belirginleşiyor,
vurgu tonları, etkili konuşmanın gerektirdiği vurgulardan uzak, direkt
hedefe saplanan bir ok keskinliğinde. Kendisine yöneltilecek en ufak
bir eleştiriyi bile reddediyor. Bir başbakan sorumluluğunda
davranarak
kendisine yöneltilen eleştirileri, “Acaba haklılık payı var mı?” diye
irdelemek yerine keskin salvolarla karşılıyor.
İktidara geldiği 5 yıldır kendisine kesintisiz
destek veren Türk medyasının büyük çoğunluğu, türban düzenlemesi
konusunda kısmi de olsa birkaç farklı görüşe yer verdi diye, bazı
farklı sesler çıktı diye başbakan medyaya çattı. Çatarken de, her zaman
kullandığı argümanı kullanarak, “Bunlar, beklentileri olmayınca
saldırıyorlar. Bizden, kendileri için ayrıcalık beklemesinler” diye de
gürledi. Güya kendisine destek veren holding ve dinci medya toplamında
ki yayın organlarından bir veya bir kaçında son süreçte bir iki aykırı
ses çıkmasının altında, ticari istemler yatıyormuş. İyi de Sayın
başbakan, madem çok iyi yönetiyorsunuz, neden her medya geriliminde bu
argümanı kullanıp kenara çekiliyorsunuz? Sizden, basın etiğine uymayan
talepleri olan birileri varsa üzerine gidin, sizin yöntemlerinizle de
ümüğünü sıkın. Ne diye iki de bir, sizi eleştiren bir haber çıktıkça
medyayı zan altında bırakıyorsunuz? Bu medya değil mi, sizin 5 yıldır
arkanızda dolanan, çanak soruları ile sizi yücelten. Madem açıkları
var, ülkenin başbakanı olarak üstüne gidin.
Ama bu kez durum farklı. Medyanın
kendisine her koşulda, koşulsuz destek olmasına alışmış başbakan bazı
çatlak sesler çıkınca küplere bindi. Rengi değişti, ses tonu değişti,
şekli değişti. Çünkü alışık değil. Çünkü kendi düsturuna göre başbakan
demek, padişah demektir. Padişah da eleştirilemez, sorgulanamaz,
muhalefet edilemez. Çünkü padişahın karşısında yurttaş değil kul vardır.
Demokrasinin nimetleri ile koltuğa gelen kişi, demokrasiyi yok saymaya gayret gösteriyor. Bu ne yaman çelişki!
Öfkenin de bir hitabet sanatı olduğu incisini
ortaya sunan başbakan Recep Tayip Erdoğan, bu tespiti ile hem benim hem
de çevremde bulunan yığınla insanın aslında ne kadar cahil, bilgisiz,
koca kafalı, boş olduğumuzu gösterdi. Bizler bunca sene kıyısından
köşesinden bir şeyler okumuşuz, etkili konuşma üzerine, diksiyon,
hitabet üzerine kurslar almışız ama “Öfkeli Konuşma” dersini es
geçmişiz. Sayın başbakan böylesine bir konuya vakıf olduğuna göre,
demek ki bizler çok şey kaçırdık.! En kısa süre de, “Sinirden
gerilirken, gözler yuvalarından çıkacak durumda iken, damarlar
iyice belirginleşmişken bizi eleştirenlere nasıl öfke ile hitap ederiz”
konusunu öğrenmemiz lazım. Bu sadece bir iki kişinin değil, tüm
yurttaşların temel ödevi olmalıdır.
Sayın başbakan daha ne kadar kendisini
eleştirilemez, sorgulanamaz, mutlak doğru olarak görmeye devam edecek
merak ediyorum. Yargıya çatarak, muhalefete çatarak, bir kısım medyaya
çatarak, üniversitelere çatarak, öfke ile konuşarak haklılığını mı
vurgulamaya çalışıyor?
Durum çok net; Sayın başbakan da biliyor ki, gerek
son türban düzenlemesi gerekse de geçmişteki kimi faaliyetleri AKP’nin
mevcut anayasal düzenle bağdaşmadığı gerçeğine vurgu yapıyor. Bu
örneklerin hepsi Yargıtay’da ki “AKP Dosyası”nda bulunuyor. Bu
gerçekten hareket eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP için
kapatma davası açması an meselesi. Bu durumu AKP kurmayları da iyi
biliyor. Yine türban düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesi tarafından
geçmiş kararlarına dayanarak reddedileceği ihtimali de güçlü olarak
ortada duruyor. Türbanla bağlantılı olan bir konu da Sayın başbakanın
“Ulemaya sorsunlar” çıkışının ardından kamuda türbanın takılması
aleyhinde bir karar veren Danıştay’ın basılarak yüksek hakim Mustafa
Yücel Özbilgin’in öldürülmesi, bu öldürümü gerçekleştiren kişinin 2
defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı son duruşmada,
“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’ın şeriat ilan etmesini
istiyorum. Genel Kurmay’da önünde durmasın. Onları da tehdit ediyorum”
şeklinde konuşması AKP’nin gelecek süreçte ciddi anlamda hukuki
sorunlar yaşayacağını gösterdi. Bunu bilen başbakan Erdoğan’da, hem
kendi tabanına, “Türban sorununu çözüyoruz ama engel oluyorlar. Biz
hükümet olarak üzerimize düşeni yaptık” diyerek mesaj veriyor hem de
yargı ile kavgada artık gemileri yakmış olmanın verdiği bir durum
itibari ile salvolarını sürdürüyor. Sokaktaki AKP tabanı, “Türban
sorunun çözeceklerdi ama laikçiler engel oldu” diye AKP’nin siyasetini
canhıraş bir şekilde savunuyor. Oysa AKP’nin türban siyaseti tamamen
dayatma ve “ben yaparım olur” diktasına dayalı. Bunu da hiç kimse kabul
etmez. Hangi devrim, kendi anayasasında yazılan kuralların aleyhine
yapılacak düzenlemeleri seyredebilir? Bunun dünyada örneği var mı?
Demokrasi ile yönetime gel, sonra da o demokrasinin kimi koşullarını
etkisizleştirmeye çalış. Bunu hiçbir ülke, hiçbir toplum, hiçbir rejim
kabul etmez. Anayasal kurumlarda karşıt mücadelesini sürdürür.
Başbakan Erdoğan artık gemileri yakmış olmanın
verdiği bir hızla önüne gelene çatıyor ama sokakları da geriyor.
Geçmişte çok acı deneyimler yaşamış, yığınla acıyı harmanlayarak
bugünlere gelmiş bir toplum, hâlâ kimi noktalarda istim üzerinde
durmakta. Allah korusun, yurdun herhangi bir yerinde oluşacak en ufak
bir gerilim başta güneydoğu olmak üzere tüm Türkiye’yi sarar. Kolay
kolay da önü alınamaz. Başbakan’ın bu öfkeli hitabet sanatı ile gerdiği
toplum, “Ne bakıyorsun ulan!” noktasına taşınır. Birileri türbanlılara
laf atar, bir diğeri iç çamaşırı satan mağazaları kundaklar. Derken
sürecin önüne geçilemez. Gerilen toplumda sonumuz Irak’a döner. Allah
korusun iç savaş sürecine gireriz. İşte o zaman tam BOP’un istediği
noktaya da gelmiş oluruz. Onun için kim konuşursa konuşsun, ne
konuştuğuna dikkat etmelidir. Bu ulusun bir daha 12 Eylül öncesinin
karanlığına dönme isteği de, şevki de, arzusu da yoktur. Herkes
sorumluluğunun bilincinde olsun.
Murat KANTEKİN
|
Yorumla
2008-03-1716:21:34 İyi tahmin etmişsiniz AKP'nin kapatılacağını Sayın Kantekin sanırım Başsavcıda sizin gibi cumhuriyet gazetesi okuyor, yönlendirmeler aynı yani