AKP ve Başbakanın Eylemleri Çerçevesinde Ben Geliyorum Diyen Kapatma Davası E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 

“…Durum çok net; Sayın başbakan da biliyor ki, gerek son türban düzenlemesi gerekse de geçmişteki kimi faaliyetleri AKP’nin mevcut anayasal düzenle bağdaşmadığı gerçeğine vurgu yapıyor. Bu örneklerin hepsi Yargıtay’da ki “AKP Dosyası”nda bulunuyor. Bu gerçekten hareket eden Yargıtay Cumhuriyet 

Başsavcılığı’nın AKP için kapatma davası açması an meselesi. Bu durumu AKP kurmayları da iyi biliyor. Yine türban düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesi tarafından geçmiş kararlarına dayanarak reddedileceği ihtimali de güçlü olarak ortada duruyor. Türbanla bağlantılı olan bir konu da Sayın başbakanın “Ulemaya sorsunlar” çıkışının ardından kamuda türbanın takılması aleyhinde bir karar veren Danıştay’ın basılarak yüksek hakim Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürülmesi, bu öldürümü gerçekleştiren kişinin 2 defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı son duruşmada, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’ın şeriat ilan etmesini istiyorum. Genel Kurmay’da önünde durmasın. Onları da tehdit ediyorum” şeklinde konuşması AKP’nin gelecek süreçte ciddi anlamda hukuki sorunlar yaşayacağını gösterdi. Bunu bilen başbakan Erdoğan’da, hem kendi tabanına, “Türban sorununu çözüyoruz ama engel oluyorlar. Biz hükümet olarak üzerimize düşeni yaptık” diyerek mesaj veriyor hem de yargı ile kavgada artık gemileri yakmış olmanın verdiği bir durum itibari ile salvolarını sürdürüyor. Sokaktaki AKP tabanı, “Türban sorunun çözeceklerdi ama laikçiler engel oldu” diye AKP’nin siyasetini canhıraş bir şekilde savunuyor. Oysa AKP’nin türban siyaseti tamamen dayatma ve “ben yaparım olur” diktasına dayalı. Bunu da hiç kimse kabul etmez. Hangi devrim, kendi anayasasında yazılan kuralların aleyhine yapılacak düzenlemeleri seyredebilir? Bunun dünyada örneği var mı? Demokrasi ile yönetime gel, sonra da o demokrasinin kimi koşullarını etkisizleştirmeye çalış. Bunu hiçbir ülke, hiçbir toplum, hiçbir rejim kabul etmez. Anayasal kurumlarda karşıt mücadelesini sürdürür…” (Başbakan Neden Geriyor? 19 Şubat 2008)

İnsan gündemini işgal eden hemen her konuda, spordan, siyasete, kültürden, teknolojiye kadar kimi bilgileri olan, bu konularda kalem oynatan gazetecilerin, özellikle siyaseten öngörüde bulunmaları gayet olağandır. Çünkü gündemi dolu dolu yaşayan bu kişiler birkaç adım ötesini önceden kestirebilirler. Gazetecilerin, öngörülerinin doğru çıkması durumunda da “Ben demiştim’ demeyeceğim ama dediğim çıktı” gibi kalıplaşmış bir sözü vardır.

Yukarıda ki alıntıladığım yazıda nacizane öngörülerime dayanarak gelecek günlerin AKP için sancılı olacağını, bunu AKP kurmaylarının da bildiği için ortamı germeye çalıştıklarını vurgulamış ve Sayın Başbakan’ın giderek artan gerginliğinin temel nedeninin Yargıtay tarafından açılması olası kapatma davası ile ilgili olduğunu belirtmiştim. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, 14 Mart Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, AKP hakkında kapatma istemli dava açtı ve benim öngörümü haklı çıkardı. Şimdi ben, “Ben demiştim” demeyeceğim. Çünkü bu sözü çok fazla sevmem. Nacizane bir durum tespiti yaptım, bu tespitte haklı çıktı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kapatma isteminin konu başlıklarını kamuoyu geçtiğimiz Cuma’dan bu yana epey tartıştı. Ben aynı konu etrafında dönmek istemiyorum. Açıkçası açılan bu davayı kimi çevreler gibi çok büyük sürpriz olarak da görmüyorum. Bu dava, Anayasa’nın başlangıç kısmında yazan maddelerden kaynaklı olarak, “Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisini koruma refleksidir. Toplumun tüm katmanlarında açıkça bilinen ve varolan bir gerçek ortada duruyor. Bu gerçekte şu ki, devlet alenen teokrasiyi daha da merkeze koyan bir yönetim anlayışına doğru kayıyor.

AKP iktidara geldiğinden bu yana sürekli dillendirmesine rağmen hiçbir zaman merkez partisi olamadı. Kendisini makyajlayıp, merkez görüntüsüne bulalayıp radikal bir siyasal yapı olduğu gerçeğini gizleyemedi. Kimi söylemleri kulağa hoş gelse de, eylemleri ile sağ siyasetin daha da sağında olduğu durumu gayet net olarak ortaya çıktı. Ulemaya sormaktan tutun da, katili affetme yetkisinin varislerde olduğuna kadar yığınla söylem bile AKP’yi ele verdi. Hele bir de Danıştay baskını eylemi var ki onu hatırlamak bile tüylerimi ürpertiyor. Erdoğan’ın, Gül’ün, uçağından ayırmadığı Vakit Gazetesi’nin manşetten “İşte O Üyeler” diye verdiği haberin ardından Danıştay’ı basarak hakimleri katleden zihniyet, mahkeme salonlarında Erdoğan’a, Gül’e selamlarımı ileterek bir an önce Şeriat Devleti’ni ilan etmelerini istediler. Tüm atamaların türban ölçütüne göre yapıldığı bir süreç yaşadık. Hangi kuruma kim atandı ise önce şöyle bir etraflıca türban yoklaması yapıldı. Hatta, “Acaba, geçmişte de türbanlı bir aile mi idi, yoksa ikbal için mi türban takıyor?” diye parti örgütlerine soruldu. Türkiye, çağdaş demokrasilerde olması gereken ehliyetli kadro zihniyetini terk etti. Kökenin Alevi olduğunu iddia eden, AKP Kütahya Milletvekili Hüseyin Tuğcu, “Bir müteahhit iş almak istiyorsa eşi türbanlı olmalıdır” diye en güzel inciyi ortaya attı.

  AKP’nin en ağır toplarından olan, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın, Anayasa’sının Başlangıç kısmında “Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” yazan bir ülkenin temsil mercii olan Ulusal meclisini idare etme yetkisini sırtlamışken, “Ben Laikliğe inanmıyorum” demesi bile o partinin durumunu net olarak ortaya koyar. Kim, hangi akıl bu tezatı savunabilir. Acaba, Galatasaray’ın herhangi bir yöneticisi çıkıp, “Ben sarı kırmızı renklere inanmıyorum. Bu takımın felsefesini yok sayıyorum” dese, Fenerbahçe’li olduğunu hissettirse, Galatasaray Divan Kurulu, “Ahh ne güzel konuşmuş. Ağzına sağlık” mı der? Yoksa hakkında gereken işlemi yapar mı? İşte Sn. Arınç’ın durumu da bu kadar açık ve nettir. Kadı ki, Sn. Arınç dün (16 Mart 2008) yaptığı bir açıklama ile “Sn. Başsavcı’da ölümün bir gerçek olduğunu unutmasın!” diyerek konuya bakışını net olarak ortaya koymuştur. Başka söze ne hacet! Kırmızı Sokak uygulamaları, türban için “Velev ki siyasal simge” çıkışı, siyasal simge olabileceğini ifade ettikleri türbanın kamu da serbest olması meselesi gibi yine birçok gelişme AKP’yi iyice köşeye sıkıştırdı. Cüneyt Zapsu’nun türban – don denklemini ise konuşmak bile istemiyorum. Ayıp ötesi! Ama bir gerekçe var ki, bunu savunabilecek bir adam göremiyorum. Büyükçekmece’ye bağlı Mimar Sinan Beldesi’nin AKP’li Başkanı Cuma Bozgeyik’in anlattığı fıkrayı sanırım benim burada tekrar hatırlatmama gerek yok.

            Çerçeveyi kısaca çizersek; AKP, devr-i iktidarı döneminde yaptığı uygulamaların önemli bir kısmı ile rejime karşıt gelişmelere olanak sağladı. Radikal dincilerin de, ABD güdümlü Ilımlı İslam heveslilerinin de önünü açtı. Onlara yol verdi. Doğaldır ki, rejimde refleks göstererek kendini savunmaya geçti. Kimse, işi “sav”lamak, yani iddia etmek, tez sunmak olan bir savcıya “Neden böyle yapıyorsun?” diyemez. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Savcı, iddia makamı olarak görüşlerini sunar, müdahil de savunur. Bunları bilmek için derin hukukçu olmaya gerek yok. Sadece objektif olmak yeter.

            Bir başka konu ise, AKP’nin 22 Temmuz 2007 seçimlerinde aldığı % 46.7’lik oy. Resmi rakamlara göre alınan oy miktarı bu. Ama Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) Bilgi İşlem altyapısını ABD’li bir firmanın yaptığı, bu firmanın da ABD’de Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) tasarımcısı olan ve Türkiye’ye AKP eliyle Ilımlı İslam elbisesi dikmeye çalışan Neo-con ların yani saldırgan muhafazakârların şirketi olduğu gerçeği göz önüne alınınca rakam pek sağlıklı gelmiyor. Zaten birçok yerde sandık başında alınan tutanaklar ile YSK tarafından açıklanan tutanakların uyuşmadığı görülmüştü. Hatta seçimin hemen ardından MHP İzmir İl Başkanı Musavat Dervişoğlu ortalığı ayağa kaldırmıştı. Ama nedense konu kapandı gitti. Olayın bu sayısal yönünü bir kenara bırakırsak, bir partinin % 46.7 oy alması veya % 75 - % 80 oy alması, o partinin rejimle hesaplaşacağı gerçeğini göstermez. Kaldı ki, AKP’nin son süreçte oy oranının, özellikle de Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası (SGGSS) yasasından ve ekonominin tepe taklak olmasından ötürü % 25 civarında seyrettiğini herkes biliyordu. Ayrıca kimse de çıkıp, “AKP’ye oy veren % 46.7’lik kitle, bu partiye, ‘Git rejimle hesaplaş’ diye bu oyu verdi” demez. Olaya Siyaset Bilimi açısından da Siyaset Sosyolojisi açısından da bakılırsa durum net olarak görülebilir.

            Geçmişte Avusturya’da yaşanan Jörg Haider ve ÖRF deneyimi de oy çokluğunun, demokrasiyi ortadan kaldırmak için yeterli gerekçe olmadığını tüm dünyaya göstermişti. O dönem Avrupa Birliği’nin (AB) takındığı tavrı, siyaseti takip eden hemen tüm yurttaşlar bilir.

“…Başbakan Erdoğan artık gemileri yakmış olmanın verdiği bir hızla önüne gelene çatıyor ama sokakları da geriyor. Geçmişte çok acı deneyimler yaşamış, yığınla acıyı harmanlayarak bugünlere gelmiş bir toplum, hâlâ kimi noktalarda istim üzerinde durmakta. Allah korusun, yurdun herhangi bir yerinde oluşacak en ufak bir gerilim başta güneydoğu olmak üzere tüm Türkiye’yi sarar. Kolay kolay da önü alınamaz. Başbakan’ın bu öfkeli hitabet sanatı ile gerdiği toplum, “Ne bakıyorsun ulan!” noktasına taşınır. Birileri türbanlılara laf atar, bir diğeri iç çamaşırı satan mağazaları kundaklar. Derken sürecin önüne geçilemez. Gerilen toplumda sonumuz Irak’a döner. Allah korusun içsavaş sürecine gireriz. İşte o zaman tam BOP’un istediği noktaya da gelmiş oluruz. Onun için kim konuşursa konuşsun, ne konuştuğuna dikkat etmelidir. Bu ulusun bir daha 12 Eylül öncesinin karanlığına dönme isteği de, şevki de, arzusu da yoktur. Herkes sorumluluğunun bilincinde olsun…” (Başbakan Neden Geriyor? 19 Şubat 2008)

İşte bundan sonra asıl dikkat edilmesi gereken nokta burasıdır!!! Hele hele Sn. Bülent Arınç’ın 16 Mart tarihli açıklamasından sonra daha da dikkatli olunmalı.

  Murat KANTEKİN

 

 

Yorum ekle

Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ana Menü

Köşe Yazıları
Forum
İletişim
Bağlantılar
Hakkımızda
Kurallarımız
Ziyaretçi Defteri
Ders Notları
Bizi Tavsiye Edin
Editör Aranıyor

Anketler

Sitemizi ziyaret etme sıklığınız?
 
AKP kapatılmalı mı?
 

İstatistikler

Bugün28
Haftalık269
Aylık2073
Toplam39587