TİBET SORUNU VE ÇİNİN TUTUMU E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
http://siyasetkulubu.com/resimyukle/resimler/e711cd814c448194a8a580a22f6824b6.jpg

Çin, 1.3 milyarlık nüfusu ve geniş yüzölçümü ile Asya’nın ve Dünya’nın en büyük güçlerinden biridir. Müthiş bir ekonomik gelişme yaşamakta olan bu dev ülkenin 2050 yılında dünyanın bir numaralı ülkesi olması bekleniyor. Ancak, ekonomik alanda yaşanan müthiş büyüme ve askeri teknolojideki olağanüstü gelişmelere karşın bu ülkenin

kendine has önemli sorunları bulunmaktadır.

Çin, her şeyden önce federal bir yapıyla yönetilmeye çalışılan, ancak federe bölgelere önemli oranda baskı uygulanan bir ülkedir. Çin Resmi Makamları tarafından tanınmış tam 55 adet farklı etnik grubun yaşadığı ülkede çok farklı kültürlere ve dinlere mensup insanlar bir arada yaşamaktadır. Han Ulusu olarak kabul edilen etnik Çinlilerin dışında, Tibetliler, Uygur Türkleri, Moğollar, vb. gibi birçok etnik topluluk Çin topraklarında yaşamaktadır. Çin Komünist Partisi, ülkedeki kontrolünü kaybetmemek için sürekli olarak merkeziyetçi yapıyı güçlendirmeye çalışmakta ve zaman zaman baskı yöntemini de kullanmaktadır. Aslında, Çin Komünist Partisi, ülkenin önündeki en büyük engelin ayrılıkçı istekler olduğunun farkındadır. İşte, bu nedenle Çinli idareciler en ufak bir kararı bile kendileri almaya çalışmakta ve alınacak karar eğer Çin’in komünist ideolojisine ve korumaya çalıştığı merkeziyetçi yapıya aykırıysa bu kararın alınmasına hiçbir şekilde izin vermemektedirler. Çin, sürekli olarak, halkının demokratik taleplerini bastırmakla ve insan haklarına aykırı hareket etmekle suçlanmaktadır. Bu eleştirilere karşı Çinli Yöneticiler, Çin’in yönetim anlayışına kimsenin karışmaya hakkının olmadığını, dünyada yalnızca Batılı demokratik değerlerin egemen olması gibi bir durumun söz konusu olamayacağını, Çin’de uygulanan yönetim tarzının Çinlilerin hayat tarzına ve dünya anlayışına uygun olduğunu belirtmektedirler. Açıkçası, Çin, demokrasi ve güç arasındaki tercihini yapmış ve ‘güçlü ve yaşayabilir bir Çin’ için, antidemokratik uygulamaların da ortaya konulabileceğini göstermiştir.

Çin’de yaşayan etnik topluluklardan bazıları uzun zamandır Çin’den ayrılabilmenin ya da en azından daha geniş bir özerklik elde etmenin peşindedirler. 1990’larda Çin Anakarası’na bağlanan Makao ve Hong Kong’un yaşamakta olduğu geniş çaplı siyasi, ekonomik ve dini özerklik, diğer federe birimlerin de özlemini duyduğu bir durumdur.

Bilindiği gibi, Uygurların yaşadığı Sincan Özerk Bölgesi, uzun yıllardır kendilerine uygulanan antidemokratik uygulamalardan, baskılardan ve kültür emperyalizminden yakınmaktadır. İşte, tıpkı Sincan Bölgesi gibi bir diğer sorunlu bölge de Çin’in batısında bulunan Tibet’tir.

Tibet Halkı tamamıyla Budist’tir. Dini liderleri Dalai Lama’nın reenkarnasyona uğrayarak sürekli olarak yeniden doğduğuna inanan Tibetliler, gerek dini inançları, gerek kültürleri, gerekse de gündelik yaşam tarzlarıyla Çinlilerden farklıdırlar. Bu nedenle, Tibet, uzun yıllar Çin’den bağımsızlığını kazanmak için çalışmıştır. Ancak, bu konuda bir ilerleme sağlanamayınca ‘geniş çaplı özerklik’ formülünü ortaya koymuşlardır. Fakat, Çin Komünist Partisi, merkeziyetçi yapının bozulacağı ve diğer bölgelere de örnek teşkil edebileceği gerekçesiyle Tibet’teki demokratik istekleri bastırmış, bölgede dini ve kültürel baskı uygulamış, Çin idarecilerinin emirlerine uymayan Tibetlileri katletmiştir. İşte, bu olaylardan rahatsız olan ve öldürüleceği korkusuna kapılan Dalai Lama, yurtdışına kaçmış ve sürgündeki Tibet Hükümeti’ni kurmuştur. Dalai Lama ve onun oluşturduğu hükümet, dünyanın birçok bölgesiyle temas kurmuş ve onlara Tibetlilerin isteklerinin neler olduğunu açıklamışlardır. Tibet Sorunu, özellikle Çin’i siyasi anlamda sıkıştırmak isteyen Batılı güçler tarafından sürekli olarak Çin’e karşı bir koz olarak kullanılmak istenmiştir.

Tibet’te daha fazla demokrasi yönünde faaliyet gösteren en önemli grup, Dalai Lama’ya gönülden bağlı Budist Rahiplerdir. 1989’da Tienanmen Meydanı’nda yaşanan ‘daha fazla demokrasi’ mitinginde Çin Ordusu’nun tankları altında kalarak ölen çok sayıda kişi içinde, Tibet’in daha geniş çaplı bir özerkliğe sahip olmasını isteyen Budist Rahipler de vardı.

1989’dan sonra, olayları önlemek için Dalai Lama ile daha sık temaslarda bulunan ve bölgeye ekonomik anlamda büyük yatırımlar yapan Çin, yine de Tibetliler tarafından eleştirilmeye devam edilmektedir. Bunun sebepleri arasında ise, Tibetli Yöneticilerin, Çin Komünist Partisi tarafından baskı altına alınması, Çin’in Tibet’ten Budizmi silmek için kültür emperyalizmine girişmesi, reenkarnasyona uğrayarak sürekli yeniden doğan Dalai Lama’nın yerine Çin’in merkezden kendi seçtiği ismi Tibetlilerin lideri olarak atamak istemesi bulunmaktadır.

Son günlerde Tibet yine gerginliklere sahne oldu ve Budist Rahiplerin ön planda olduğu gösterilerde, daha fazla demokrasi isteyen birçok kişi yaşamını yitirdi. Çin, bölgeye yabancı gazetecilerin girmesine izin vermiyor. Bunun en büyük sebebi ise bu yaz düzenlenecek 2008 Olimpiyat Oyunları. Çin, kendisine yöneltilen bu kadar eleştiri varken ve Olimpiyat Oyunları’nın her an kendisinden alınabileceğini görerek Tibet Konusu’nda yabancı medya aracılığıyla daha fazla sıkıştırılmak istemiyor. Bu nedenle, şu anda Tibet’te tam olarak neler olduğunu ve kaç kişinin yaşamını yitirdiğini bilemiyoruz.

Sonuç olarak; Çin, belki dünyanın en güçlü ülkelerinden biri ve daha da büyüyeceği tahmin ediliyor. Ancak, merkez-çevre çatışmasının bu kadar keskin olduğu bir ülkenin uzun vadede geleceği de açıkçası sanıldığı kadar parlak olmayacak gibi görünüyor.

Göktürk TÜYSÜZOĞLU

 

Yorum ekle

< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ana Menü

Köşe Yazıları
Forum
İletişim
Bağlantılar
Hakkımızda
Kurallarımız
Ziyaretçi Defteri
Ders Notları
Bizi Tavsiye Edin
Editör Aranıyor

Anketler

Sitemizi ziyaret etme sıklığınız?
 
AKP kapatılmalı mı?
 

İstatistikler

Bugün28
Haftalık269
Aylık2073
Toplam39587