Dünyada
liberal sistemle yönetilmeyen ülkeler hangileridir diye bir soru sorulacak
olsa, Çin’den sonra adını anabileceğimiz 2-3 ülkeden birisi de Küba’dır.
Karayipler’de bulunan bu ülke, ABD’nin Florida Sahilleri’ne çok yakın olmasına
rağmen neredeyse 50 yıldır sosyalizmle yönetilmektedir.
Adı efsane olmuş lideri
Fidel Castro ile uzun yıllardır uluslararası camiada saygın bir yere sahip olan
Küba’da bugün ilginç gelişmeler yaşanıyor.
Uzun
yıllardır sosyalizmle yönetilen ve ABD ile arasının çok bozuk olması nedeniyle
ekonomik anlamda çok büyük sıkıntılar yaşayan Küba, Fidel Castro’nun karizmatik
kişiliği, halkın üzerindeki büyük etkisi ve gücü ile sosyalist sistemini
korumayı başarmıştır. Ancak, Soğuk Savaş’ın bitişi ile birlikte en büyük
ideolojik müttefiki SSCB’yi kaybeden ve dünya çapında artan küreselleşme ve
onun beraberinde getirdiği koşullardan kötü bir biçimde etkilenmeye başlayan
Küba’da 1990’ların ikinci yarısından itibaren birtakım kıpırdanmalar yaşanmaya
başlandı. Her şeyden
önce Küba, kendisine örnek olarak aldığı ve ABD’ye karşı uyguladığı denge
politikasının en büyük yapı taşı durumunda olan SSCB’yi kaybetti. SSCB’li
yöneticiler, Küba’ya büyük askeri ve ekonomik yardımlarda bulunuyor ve sistemin
halk arasındaki meşruiyetini sağlamak için her platformda Küba’yı ve Fidel
Castro’yu övüyorlardı. Ancak, 1991’den itibaren SSCB’nin artık var olmayışı
Küba’yı çok zorlamaya başladı. Küba, bir süre sonra bir başka sosyalist ülke
Çin’e yaklaşmaya çalıştı. Ancak, Çin de liberal temelli reformlar yapmaya
başlamış ve dünya pazarları ve piyasaları ile entegre olmuştu. Üstelik,
Çinli yöneticiler dünyadan kendini neredeyse tamamen soyutlamış olan Küba ile
müttefik olmayı pek de kazançlı görmüyorlardı. Ayrıca, Küba ile Çin
sosyalizmleri de birbirinden farklıydı. Çin, Mao’nun tarıma dayalı sosyalizm
anlayışını seçmişken, Küba, Marksist-Leninist bir anlayışla yönetiliyordu.
Küba; SSCB ile Çin arasındaki rekabet sırasında da doğal olarak kendisine daha
yakın olan SSCB’yi desteklemişti. 1990 sonrası Küba-Çin İlişkileri oldukça
gelişmiş olsa da, asla Küba-SSCB İlişkileri’nin boyutuna varamadı.
Az önce de
belirttiğimiz gibi, SSCB’nin ortadan kalkması ile Küba büyük bir müttefik ve
dost kaybetmiş ve yanı başında bulunan dünyanın süper gücü ABD’nin tehditlerine
ve kendisine karşı uyguladığı politikalara karşı daha duyarlı hale gelmişti. ABD,
yaklaşık yarım asır önce kurulmuş olan sosyalist Küba idaresini hiçbir zaman
kabullenemedi. Çünkü, Küba bulunduğu coğrafi konum itibarıyla ABD için hayati
önem taşıyor. Amerikan Yönetimi’nin hedefi, daha önce olduğu gibi şimdi de
Küba’yı kontrolü altına almak ve kendisinin tayin ettiği liderler tarafından
liberal bir sistemle yönetilmesini sağlamak. Bu nedenle, şu anki Küba siyasal
sistemi ABD tarafından bir tehdit olarak algılanıyor. ABD, 1960’ların başında
yaşanan ‘Füze Krizi’ni’ ve ardından gelen ‘Domuzlar Körfezi Çıkarması’nı’
unutmuş değil. Hatırlayacaksınız, bu krizler sonucu dünya yeni bir büyük
savaşa doğru giderken, ABD ve SSCB’nin geri adım atmaları sonucu savaş
önlenmişti. ABD, Küba’ya karşı ticari ambargo uyguladığı için günümüzde Küba,
çok zor şartlar altında ticaret yapmakta. Zaten, en büyük ihraç kalemleri de
puro ve diğer tütün ürünler ile kahve. Küba, Soğuk Savaş sonrası ‘turizm’
alanında gelişim sağlayarak ekonomisini dengelemeye çalışıyor. Yurtdışından
gelen turistler bugün Küba’nın sisteminin yaşaması için hayati önemde. Küba,
her geçen gün turizm alanında yatırımlar yaparak hatta bu sektörü yabancı
yatırımlarına dahi açarak bu alandan ekonomik getiri sağlamaya çalışıyor.
Sosyalist sistemin bir gereği olarak eğitim, sağlık, ulaşım gibi sektörlerin
devlet tarafından sübvanse edildiği Küba’da 12 milyona yakın bir halk topluluğu
yaşıyor ve yaşanan büyük fakirliğe rağmen insanlar genellikle mutlu ve sistemin
devamından yana gözüküyorlar. Küba, birçok konuda o kadar geri kalmış durumda
ki, buraya giden turistler 1960 model araçlara binince çok şaşırıyorlar.
Yabancı marka araçlar ancak turistler tarafından kullanılabiliyor ve yerli halk
eski araçları kullanmak zorunda.
Küba,
bugün Çin ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirmiş durumda. Özellikle,
Avrupa’dan çok sayıda turist Küba’ya giderek bu ülkenin ekonomisinin kısır
döngüden kurtulmasına önemli katkı sağlıyorlar. Kanada, Hollanda, İspanya gibi
ülkeler Küba’nın ticari partnerleri arasında ön planda yer alıyor. Son
yıllarda, Latin Amerika’da yaşanan Amerikan karşıtı protestolar ve sol görüşlü
partilerin iktidara gelmesi Küba’yı son derece memnun etti. Özellikle Hugo
Chavez’in Venezüella’sı ile Evo Morales’in Bolivya’sı bugün Küba’nın en yakın
müttefikleri konumunda. Castro, Chavez ve Morales, Amerikan karşıtlığının
bayraktarlığını yapıyorlar.
ABD, Küba’yı siyasi anlamda sıkıştırabilmek için kendi güney sahillerinde
kurduğu radyo ve televizyonlar ile propaganda yapmaya ve kendisine sığınan 200
bine yakın rejim muhalifi Küba’lıyı kullanmaya çalışıyor. Ancak, uzun zamandır
uyguladığı bu politika pek de başarılı olmuş değil.
2007
sonlarında Küba’da önemli bir değişim yaşandı ve devrimin en önemli ismi,
efsanevi lider Fidel Castro hastalığından dolayı koltuğunu kardeşi Raul
Castro’ya devretti. Zaten, bu uzun zamandır beklenen bir gelişmeydi. Raul
Castro, göreve gelir gelmez siyasal ve sosyal alanda birtakım değişiklikler
yaptı. Küçük çaplı bir toprak reformu, devlet memurlarının konut sahibi
olabilmesi ve bu konutu çocuklarına bırakabilmesi, elektronik cihazların çok
büyük bir kısmının kullanılmasının serbest bırakılması, cep telefonunun
kullanımına izin verilmesi bunlardan bazıları. Ayrıca, ekonomik
politikalarda da birtakım değişikliklere gidileceği söyleniyor. Şimdi, birçok
analistin kafasında tek bir soru var: Küba liberalleşiyor mu? Raul Castro
ise bu kuşkuları gidermek istercesine, sistemin asla değişmeyeceğini sadece
birtakım serbestliklerin getirileceğini ve bunun halkın iyiliği için
yapıldığını belirtiyor. Yapılan değişiklikleri Fidel Castro ile birlikte
kararlaştırdıklarını da eklemeden edemiyor.
Sanırım
değişim rüzgarları Küba’da da esmeye başladı. Ancak, kimse büyük bir fırtına
beklemiyor. Sosyalist sistemin sonunun geleceğine inananların sayısı oldukça
az. Halk getirilen özgürlüklerden oldukça memnun, hatta birçoğu oldukça pahalı
olan cep telefonlarından edindi bile. Bakalım gelecek günler Küba’da neleri
değiştirecek…
Göktürk
TÜYSÜZOĞLU
|