Ortadoğu’nun
günümüz dünyasındaki önemi malum. Küresel liderlik mücadelesinde bir deneme
tahtası haline gelen bu coğrafyada her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Sahip
olduğu petrol ve doğalgaz kaynaklarının yanı sıra jeopolitik anlamda da
oldukça
mühim bir bölge olan Ortadoğu, bugün ağırlıklı olarak ABD ile İran arasındaki
güç mücadelesi ile anılır olmuştur. Adeta bir petrol denizi olan Irak’ı, Saddam
bahanesiyle kontrol altına almayı başarmış olan ABD, şimdi de kendisine muhalif
bir rejimi barındıran ve çok önemli petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip
İran’ı kontrol altına almaya çalışmaktadır. İşte, bu iki güç arasındaki bölgeye
hâkim olma mücadelesi, Ortadoğu’nun en karışık yapıya sahip olan ülkesi
Lübnan’ı da etkilemekte ve bu ülkenin iç siyasetinde tıkanıklıklara sebep
olmaktadır.
Bilindiği
gibi, Lübnan, çok çeşitli etnik ve dini gruplara ev sahipliği yapmaktadır.
Osmanlı toprağı iken pek fazla sorun çıkmayan ve huzur içinde yaşayan bu
ülkede, I. ve II. Dünya Savaşları’ndan sonra yaratılan siyasal ve sosyal yapı
huzursuzlukların ve silahlı çatışmaların ortaya çıkmasını önleyememiştir. Uzun
yıllar iç savaş yaşamış olan bu ülkede 1990’lar boyunca sürdürülen ve hala da
devam ettirilmeye çalışılan yeniden yapılanma süreci bugünlerde yine kesintiye
uğramış durumdadır.
Sünni
Araplar, Marunî (Hıristiyan) Araplar, Dürzîler, Şii Araplar ve Ermenilerden
oluşan Lübnan’da, bu etnik ve dini gruplar arasında dengeyi sağlamak oldukça
güçtür. Daha önce yaşanmış iç savaş sırasında Hıristiyanlar ve Müslümanlar
birbirlerine düşman olmuş iken, bugünkü siyasal istikrarsızlığın sebebi Lübnan’da
bulunan Batı yanlısı gruplar ile İran ve Suriye yanlısı gruplar arasındaki güç
mücadelesidir. Lübnan’ın oldukça değişik olan siyasal sistemine göre,
Cumhurbaşkanı Hıristiyanlardan seçilirken, Başbakan genellikle Sünni
Müslümanlardan seçilir. Bunun yanında Meclis Başkanı Şii Araplardan seçilirken,
Bakanlıklardan bazıları da Dürzîlere verilir. Bu dengeyi korumak için büyük
mücadelelerin yaşandığı Lübnan’da, bugünlerde yine bir hükümet kurma mücadelesi
yaşanmaktadır.
Aslında,
Lübnan’daki siyasal gruplar Cumhurbaşkanlığı’na seçilecek kişiyi
belirlemişlerdir. Bu kişi, Lübnan Genelkurmay Başkanı, Marunî kökenli Michel
Süleyman’dır. Ancak, özellikle Hizbullah ve iktidarda bulunan Batı yanlısı
gruplar arasında, yeni hükümette elde edilecek bakanlıklar konusunda büyük
anlaşmazlık yaşanmaktadır. Hizbullah, bazı önemli bakanlıkların kendisine
bırakılması ve kendi eylemlerine karışılmaması için ısrar ederken, Batı yanlısı
grup buna karşı çıkmakta ve Hizbullah’ın Şii Radikalizmi’ne dayanan
politikalarını eleştirmektedir.
Hizbullah,
radikal Şii inancını yaymak isteyen ve bu amaçla silahlı milisleri de
bulunduran bir askeri-siyasal örgüttür. Batı tarafından terörist bir örgüt
olarak adlandırılan Hizbullah, Lübnan siyasal sistemi tarafından resmi bir
parti olarak kabul edilmiş ve mecliste her zaman temsil edilmiştir. Hizbullah,
Lübnan içerisinde düzenlediği çeşitli etkinlikler ve kampanyalar ile
sempatizanlarının sayısını yükseltmekte ve yoksul kesimi kendi yanına
çekmektedir. Şii inancına dayalı bir örgüt olmasına rağmen, uyguladığı sosyal
yönü kuvvetli programlar ve politikalarla diğer dini gruplardan insanları da
kendi yanına çekmeyi başarmıştır. ABD, AB ve İsrail; Hizbullah’ın, İran ve Suriye
ile yakın temasları bulunan ve onlarla koordineli biçimde hareket eden bir
örgüt olduğunu ve Lübnan’daki barış ortamını baltalamaya çalıştığını iddia
etmektedirler. Zaten, İsrail’i tanımayan ve bu ülkeye karşı eylemler düzenleyen
Hizbullah ile İsrail arasında 2006 yazında 1 aydan fazla süren bir savaş
yaşanmıştır. Bu savaş, Lübnan’ın güneyindeki topraklarda cereyan etmiş ve
İsrail Ordusu birçok Hizbullah Militanı’nı öldürmesine rağmen, Hizbullah bu
savaşta yok olmamış ve İsrail topraklarına saldırmayı sürdürmüştür. Hatta bu
savaşta başarısız olmuş İsrail Genelkurmay Başkanı görevinden istifa etmiş ve
hakkında soruşturma dahi açılmıştır. Hizbullah, gerilla taktikleri kullanan ve
asimetrik savaşta başarılı olan bir örgüt olduğu için, İsrail saldırılarında
yok olmamış ve karşı saldırılar dahi düzenlemiştir.
Bugün,
Hizbullah’ın başını çektiği Batı karşıtı muhalefet, hükümette daha çok temsil
edilmek istemekte buna karşılık iktidarda bulunan Fuad Sinyora Hükümeti,
Hizbullah’ı sindirmek için önlemler almaya çalışmaktadır. Örneğin, Hizbullah’ın
İsrail saldırılarına karşı bir güvenlik önlemi olarak oluşturduğu alternatif
telekomünikasyon ağı, Lübnan Hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmiş ve
kesilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Lübnan Hükümeti, yine Hizbullah’ın bazı
eylemlerine karşı da harekete geçmiş ve onu güçsüz düşürmeye çalışmıştır.
Kuşkusuz, Lübnan Hükümeti bu eylemleri yaparken, Batı’dan özellikle de ABD’den
ve onun Ortadoğu’daki işbirlikçisi İsrail’den önemli oranda destek almaktadır.
ABD ve İsrail, Ortadoğu’da en büyük düşmanları olarak gördükleri İran ve Suriye
ile dirsek temasında olan Hizbullah liderliğindeki Lübnan Muhalefeti’ni
sindirmek istemekte ve bunun için de Lübnan Hükümeti’ni kullanmaktadırlar.
Hizbullah
ile Lübnan Hükümeti arasındaki ipler kopunca, suikastlar ülkesi olarak da
bilinen bu ülkede siyasi cinayetler ve terör saldırıları yine baş göstermiştir.
İki grup taraftarları arasındaki silahlı çatışmalarda şu ana kadar 30’a yakın
Lübnan vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Hükümet tarafından olayları durdurmak
için göreve çağrılan Lübnan Ordusu da öncelikle Hizbullah’a karşı yürütülen
kışkırtıcı hareketleri önlemeye çalışmakta ve çatışmaların çıkmasına neden olan
Hizbullah’a ait telekomünikasyon ağının tekrar onarılacağını açıklamıştır. Buna
karşılık, Hizbullah’tan da Batı Beyrut’taki militanlarını sokaklardan çekmesini
ve saldırıları durdurmasını istemiştir.
Ortadoğu’nun
bu küçük ve trajik geçmişe sahip ülkesinde sular durulacağa benzememektedir.
Küresel çapta oynanan büyük oyunun küçük bir perdesinin sergilenmekte olduğu
Lübnan’da çıkacak bir iç savaş, Ortadoğu’yu tamamıyla karıştırıp, mezhep
savaşlarının çıkmasına neden olabilir. Aslında, bu durum Ortadoğu’ya tamamıyla
yerleşmek isteyen ve buraya müdahalede bulunmak için bahane arayan ABD’nin işine
gelecektir. Bu durumda oynanan oyunun arkasındaki isim de çok açık olarak
ortaya çıkmaktadır.
Not:
TRT’de yayınlanan Altın Adamlar Halk Oyunları yarışmasında ilimizi en güzel
şekilde temsil eden Giresun Üniversitesi-GİFSAD Ekibi’ni kutluyor ve başarılarının
devamını diliyorum. Ayrıca, tüm Giresunluları ekibimize destek vermeye
çağırıyorum.
Bank
Asya 1.Ligi’ndeki ilk sezonunda başarılı bir sezon geçirerek ilimizin
tanıtımını en güzel şekilde gerçekleştiren Giresun spor’u da tebrik ediyorum.
İnşallah, önümüzdeki sezon daha büyük bir başarı gösterirler ve bizleri mutlu
etmeye devam ederler.
Göktürk TÜYSÜZOĞLU
|