Türkiye,
geçtiğimiz günlerde adeta Dünya Medyası’nın gündemine oturdu. Bunun sebebi de
82 yaşındaki İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth’in uzun sayılabilecek bir Türkiye
Gezisi’ne çıkmasıydı. Kraliçe, Türkiye’ye 2.kez geliyordu ve İstanbul, Ankara
ve Bursa’yı ziyaret edecekti.
Türkiye’ye
kendisine ait özel bir uçakla değil, British Airways (Britanya Havayolları)’in
kendisine tahsis ettiği bir uçakla gelmesi, ülkemizde şaşkınlıkla karşılandı.
Öyle ya, bizim ülkemizde Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın kendilerine ait özel
uçakları varken, koskoca İngiliz Kraliçesi nasıl olur da normal bir uçakla
Türkiye’ye gelirdi? İşte, bu soru aramızdaki gelişmişlik ve anlayış farkını çok
net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Kraliçe’nin ziyareti
bizim basınımız tarafından magazin yönü ön plana çıkarılarak halka
aktarılırken, başta İngiliz Basını olmak üzere dünya basını gezinin amaçlarına
odaklanmıştır. Basınımızın sığ yaklaşımı maalesef gezinin önemini ve ne anlama
geldiğini halkımızın anlayamamasına neden olmuştur. Biz Kraliçe’nin ne giydiği, ne yediği,
nasıl Kuran dinlediği ile ilgilenirken, gezinin arka planını her zamanki gibi
kaçırdık. Aslında, gezi öncesi Ankara’da da bir şaşkınlık söz konusuydu. Çünkü,
özellikle iktidar partisi çevreleri Kraliçe’nin nasıl bir şekilde karşılanacağı
ve ne tür bir protokol uygulanacağı konusunda tam anlamıyla bir kaos
içerisindeydiler. Sonuçta, Cumhurbaşkanı,
hayatında ilke kez smokin giyerek Kraliçe’ye bir jest yapmış oldu. Buna rağmen,
Başbakan ve Bakanlar takım elbise giyerek, siyasal tabanlarının endişelerini
gidermeye çalıştılar. Hıristiyan Batı’nın kıyafeti olarak simgeleştirilmiş olan
smokin, AKP’nin tabanında bir takım hassasiyetlere neden oluyordu. Bu nedenle,
Kraliçe’yi Türkiye’ye davet etmiş olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görev icabı,
protokol kurallarına uyarak smokin giyerken, Başbakan ve Bakanlar normal birer
takım elbise giyerek dengeyi sağlamaya çalıştılar. Bu arada gezi boyunca Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının hiç
ortada gözükmediklerini de belirtelim. Bu davranışı Başbakan ve
Cumhurbaşkanı’nın türbanlı eşlerine bağlamak mümkündür. Ancak, son zamanlarda
Avrupa Birliği tarafından siyasal sisteme müdahale ettiği gerekçesiyle sürekli
olarak eleştirilen ordunun bu gezi sırasında ortalarda görünmeyerek bir
protesto gösterisi yaptığını söylemek de mümkündür.
Açıkçası,
ulusal basınımızın gezi sırasında gösterdiği tutumdan bir Türk olarak oldukça
utandım. Çünkü, basınımız Kraliçe’yi adeta insan üstü bir varlık haline
getirmiş ve yaptığı her hareketi, attığı her adımı övmüştür. Hatta, olayı o
kadar ileri götürmüşlerdir ki, Kraliçe’nin Bursa Yeşil Cami’de Kuran
dinlemesini, onun Müslümanlığa ilgi duyduğu şeklinde algılamışlar ve hatta oğlu
Galler Prensi Charles’in Müslüman olup sünnet olduğu haberlerini dahi
yaymışlardır. Bu tavırlar ancak sömürge
ülkelerinde görülebilirdi.
Evet,
Kraliçe Bursa’yı ziyaret edip Kur’an-ı Kerim dinlemiştir. Ancak, bunun sebebi
onun ya da oğlunun Müslüman olması ya da olacakları değildir. Kraliçe bu
hareketi yapmıştır çünkü İngiltere ile Türkiye’yi her anlamda yakınlaştırmak
istemektedir. Ayrıca, İngiltere’nin,
Türkiye’nin dini ve kültürü ile sorunu olmadığını göstermek isteyen Kraliçe,
kendi ülkesinin Almanya ve Fransa’dan farklı olduğunu ortaya koymak istemiştir.
Bilindiği gibi, son zamanlarda Türkiye’nin AB Üyeliği’ne karşı çıkan Fransa ve
Almanya gibi ülkeler buna en büyük sebep olarak Türkiye’nin doğulu kültürünü ve
İslam İnancı’nı göstermişlerdir. İşte İngiltere; Ortadoğu’da ve Balkanlar’da
çok büyük bir etkisi olan Türkiye gibi bir ülkeyle her zaman müttefik olduğunu
göstermek, onun AB Üyeliği’ni desteklediğini belirtmek ve İngilizler’in,
Türkler’in kültür ve inançlarıyla sorunu olmadığını göstermek amacıyla
Kraliçe’yi kullanmıştır. Bu, maharetli İngiliz Dış Politika yapıcılarının
ortaya koydukları, zamanlaması çok doğru bir dış politika manevrasıdır.
Zamanlaması doğrudur, çünkü aynı tarihlerde Fransa’da kabul edilen bir
önergeyle Türkiye’nin AB Üyeliği’nin önüne referandum engeli konmuştur. Yine,
Almanya’da Türklere yönelik kundaklamalar ve ırkçı yönelimler de devam
etmektedir. Kraliçe’nin bu davranışı aslında Türkiye dışında tüm İslam
Dünyası’nda memnuniyetle karşılanmıştır. Böylece, İngilizler tek bir hamleyle
Türkiye’de ve İslam Dünyası’ndaki algılanışlarını olumlu yönde
değiştirmişlerdir.
Bilindiği
gibi Avrupa içerisinde Fransa ve Almanya’nın başını çektiği bir grup ile
İngiltere ve İskandinav Ülkeleri’nin başı çektiği bir başka grup arasında, AB
Genişlemesi ve Savunması konusunda birtakım sorunlar bulunmaktadır. Almanya’da
ve Fransa’da gerçekleşen iktidar değişikliklerinden sonra görüş ayrılıkları
biraz olsun azalmıştır. Ancak, sorunlar tam olarak aşılamamıştır. Bu sorunların
aşılamadığı, Avrupa Birliği Anayasası’nın kabulü esnasında ve NATO ile
ilişkiler bağlamında yaşanan krizlerle ayyuka çıkmıştır. İşte İngiltere, bu
sorunların görüşülmesi esnasında her zaman olduğu gibi ABD ile sıkı işbirliği
içerisinde olmuş ve bu nedenle tepki çekmiştir. Kraliçe’nin Türkiye Ziyareti,
bu nedenle hem İngiltere’nin hem de stratejik ortağı ABD’nin işine gelmiştir. Bu ikili, Kraliçe’nin ziyaretiyle
Almanya-Fransa İkilisi’ne sembolik bir üstünlük sağlamış ve Türkiye’yi biraz daha
kendisine çekmiştir. Görüldüğü gibi tek vücut olarak hareket ettiği sanılan
AB içerisinde aslında büyük bir rekabet bulunmaktadır. ABD de dışarıdan bir güç
olarak bu rekabetin içerisindedir ve işleri kendi lehine çevirmeye
çalışmaktadır.
İngiltere Kraliçesi’nin
Bursa’da Kuran dinlemesini ılımlı İslam anlayışını güçlendirmek için yaptığını
düşünmek de olasıdır. Çünkü, Dünya’da ılımlı İslam anlayışının en önemli
temsilcisi olarak seçilmiş olan Türkiye’de bu hareketin gerçekleştirilmesi
oldukça manidardır. Ayrıca; Kraliçe’nin ABD tarafından ortaya konmuş olan
Medeniyetler İttifakı Projesi’nde, göstermiş oldukları özveri nedeniyle
Başbakan’ı ve Cumhurbaşkanı’nı tebrik etmesi de ilginçtir. Çünkü, Medeniyetler
İttifakı Projesi, ABD-İngiltere ikilisi tarafından Büyük Ortadoğu Projesi’ne
hizmet etmesi ve bu plana gerekli zemini hazırlaması için oluşturulmuştur.
Görüldüğü
gibi II.Elizabeth, siyasal olarak oldukça sıkışmış durumda olan iktidar
partisine ve onun temsilcilerine tam destek vererek, gerek yaptığı hareketlerle,
gerek sözleriyle onları överek adeta gizli bir siyasal desteği vurgulamıştır.
Kraliçe, bu tavrıyla ülkedeki muhalif kesimlere ve Anayasa Mahkemesi’ne de bir
uyarı göndermiştir. Ancak, Kraliçe’nin
sömürge çağının çoktan bittiğini ve Türkiye’nin de tarihinde hiçbir zaman
sömürge pozisyonuna düşmediğini görerek davranışlarını buna göre ayarlaması
gerekmektedir.
Göktürk TÜYSÜZOĞLU
|