Güney
Afrika, sömürgecilik çağında her ülkenin sahip olmak istediği önemli bir toprak
parçasıydı. Afrika Kıtası’nın güney ucunda sahip olduğu stratejik konum
nedeniyle Avrupalı sömürgeci güçler uzun yıllar bu topraklar için mücadele
etmişlerdir.
Bu ülkenin en güney ucu olan Ümit Burnu, iki okyanusu birbirine
bağlayan önemli bir coğrafi alandı. Güney Afrika toprakları, Atlas Okyanusu ve
Hint Okyanusu arasındaki ticaretin denetlenmesi için çok büyük bir önem
taşıyordu. Büyük Britanya İmparatorluğu, Avrupalı güçler arasından sıyrılarak
bu bölgenin sahibi olmayı başarmıştı. Ancak, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden
gelen tüccarlar ve toprak sahipleri Güney Afrika topraklarının Afrika
Kıtası’ndaki önemini arttırmıştır.
Bugün artık bir sömürge
olmasa da, Kara Afrika içerisinde en yoğun beyaz nüfusu barındıran ülke olarak
bilinen Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika’nın en zengin ülkesi durumundadır.
Kişi başına düşen milli gelirin 12 bin doların üzerinde olduğu ancak siyah
nüfusun hala büyük bir fakirlik döngüsünde yaşadığı G.Afrika’da işsizlik %30
düzeyine ulaşmıştır.
Nüfusun %68’inin Hıristiyan, %28’inin yerel Afrika Dinleri ve %2’sinin de
Müslüman olduğu bu ülkede çok az da olsa Hint kökenliler de yaşamaktadır.
Ülkedeki etnik çeşitliliği anlatan en önemli göstergelerden biri de konuşulan
dil sayısıdır. İngilizce’nin dışında 10 adet Afrika Diyalekti’nin de resmi dil
olarak kabul edildiği G.Afrika, tam bir kültürler mozaiğidir. G.Afrika’nın,
Johannesburg ve Cape Town gibi 2 önemli şehri olmasına rağmen, başkenti
Pretoria’dır. Johannesburg ise G.Afrika Ekonomisi’nin başkenti gibidir. Batılı şirketlerin Afrika’da bulunan genel
merkezlerinin neredeyse tamamı Johannesburg ve Cape Town’da, yani G.Afrika’da
bulunmaktadır. Turizm, G.Afrika Ekonomisi’nde çok önemli bir yer tutar. Ülkenin
özellikle Akdeniz İklimi’nin görüldüğü güney ucunda çok büyük turistik tesisler
bulunmaktadır. Her yıl milyonlarca kişi G.Afrika’yı ziyaret etmekte ve bu
ülkenin ekonomisine katkı sağlamaktadır. Ülkenin en ilginç özelliklerinden
birisi de beyazlar ile siyahlar arasındaki kopukluğu çok açık bir şekilde
gösteren 2 adet resmi marşa sahip olmasıdır. Bu marşlardan biri beyazlara hitap
ederken, diğeri de siyahlara hitap etmektedir.
G.Afrika
uzun yıllar İngiliz Sömürgesi olarak yaşadığı için, halkın beğenileri ile
ülkede gerçekleştirilen sosyal ve kültürel faaliyetler İngiliz Halkı’nın
beğenileri ile çok uyumludur. Buna en önemli örnek olarak Rugby Sporu’nun çok
sevilmesi gösterilebilir. Ayrıca, Güney Afrikalı siyahlar çalışmak için ülke
dışına çıktıklarında çoğunlukla İngiltere’ye giderler. Aynı durum eğitim ve
sağlık alanlarında da geçerlidir.
Güney
Afrika tarihi çok büyük acılarla ve hak gaspları ile doludur. Ülke İngiliz Sömürgesi iken bu ülkeye göçüp
burada tarım ve hayvancılık ile uğraşmaya başlayan ve geniş plantasyonlar
oluşturan beyazlar, 1934’ten itibaren ülkenin yerli halkı olan siyahların
vatandaşlık haklarını ve buna bağlı siyasal haklarını ellerinden almışlar ve
onları köle pozisyonuna düşürmüşlerdir. Oluşturulan bu sisteme Apartheid Rejimi
de denir. Ayrımcılığın ve ırkçı anlayışın zirve yaptığı bu dönem boyunca
sisteme isyan eden binlerce insan öldürülmüş, işkenceden geçirilmiş ya da hapse
atılmıştır. 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması ile hafifleyen
baskıcı ortam, 1994’te yapılan seçimler sonucu Nelson Mandela’nın devlet
başkanı olmasıyla tamamen sona ermiştir. Bilindiği gibi Nelson Mandela, önemli
bir siyah hakları savunucusu iken hapse atılmış ve 25 yıla yakın bir zaman
hapiste kalmıştır. 1994’te seçimleri kazanan Mandela, ülkede eşitlikçi bir yapı
oluşturmak için çok çabalamış ve hukuksal olarak bunu başarmıştır. Ancak,
ekonomik ve sosyal olanaklara bakarsak siyahlar ile beyazlar arasındaki büyük
fark ortaya çıkmaktadır.
Güney Afrika, çok önemli
elmas madenlerine sahip olan bir ülkedir. Bu nedenle özellikle madencilik
alanında çok sayıda Batılı firma bu ülkede faal durumdadır. Her yıl milyonlarca dolar yabancı
sermaye çekmesine rağmen bu ülkede işsizlik %30’lara dayanmıştır. Ülkenin yerli
halkı işsizliğin artması ile ortaya çıkan suç oranlarından da oldukça rahatsızdır.
49 milyon nüfusa sahip olan ülkede yaklaşık 6 milyon göçmen yaşamaktadır. Bu
göçmenler; Zimbabwe, Mozambik, Nijerya gibi ülkelerden gelmişlerdir. Bu insanların çoğu çatışma, siyasal
istikrarsızlık ve işsizlik gibi olumsuz faktörlerden kaçıp Güney Afrika’ya
sığınmışlardır. Ancak, burada da iş bulamayınca Güney Afrikalılar ile araları açılmıştır
ve bu nedenle hırsızlık, cinayet, yağma, vb. suçları işlemeye başlamışlardır.
İşte, bu eylemlerden çok rahatsız olan Güney Afrikalı siyahlar, göçmenleri
artan işsizlik ve suç oranlarının ana sebebi gibi görmeye başlamışlar ve en
nihayetinde geçtiğimiz günlerde göçmenlere karşı saldırılara başlamışlardır.
Gerçekleşen katliamlarda şu ana kadar 50’ye yakın insan hayatını kaybetmiş, 30
binden fazla göçmen de evlerini terk edip, devlet dairelerine ve kiliselere
sığınmıştır. Bunun üzerine Güney Afrika Ordusu hükümetin isteğiyle olaylara el
koymuştur.
Batılı ülkeler bu ülkede
gelişen olayları büyük bir dikkatle izlemektedirler. Çünkü, birçok şirketin
G.Afrika’da yatırımı vardır, ayrıca çok sayıda ABD’li ve Avrupalı bu ülkede
bulunmaktadır. G.Afrika, 2010’da Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacaktır ve bu
çatışmaların iç savaşa dönüşmesi halinde bu ülkede inşa edilen tesislerin
2010’a yetişmeme ihtimali belirecektir. Zaten dünyanın en güvensiz ülkelerinden
biri olarak kabul edilen bu ülkede bir de iç çatışmalar çıkarsa, Dünya Kupası
Organizasyonu da tehlikeye girecektir.
Çok
ilginçtir ki, daha önce Beyazlar ile Siyahların çatıştığı bu ülkede şimdi de
siyahlar birbirleriyle çatışmaktadır. Çatışmaların zamanlaması da oldukça
ilginçtir. Çünkü, G.Afrika günümüzde Afrika’nın en gelişmiş ülkesidir ve zaman
zaman küçük çaplı çatışmalar olsa da 1994’ten beri siyasal olarak barış ve
statükonun Afrika’daki en önemli örneği durumundadır. İşsizlik ve suç
oranlarının yüksek olması nedeniyle insanların bu kadar agresifleşmesi
beklenmeyen bir durum. Bu nedenle, bu ülkede yaşanan karışıklıkların arkasında
Güney Afrika’daki statükodan ve barış ortamından hoşlanmayan aktörler de
olabilir. Özellikle, iç savaş ortamını
çok seven ve bu olaylar sırasında karını büyük oranda arttırıp, kaçakçılığı
yaygınlaştıran maden şirketlerinin (özellikle elmas ve pırlanta ile ilgili
olan) olayların arkasındaki gerçek aktörler olması olasılığı yüksektir.
Göktürk TÜYSÜZOĞLU
|